TIKLA KAZAN

TIKLA KAZAN

Değişmeyen tek şey değişim ve her şey gibi dertleri de değişiyor insanın.

İnternet kullanımının artması, bulaş döneminde özellikle internetten satışların patlaması önümüze bazı sorunları da beraberinde getirdi.

Dün olmayan dertlerimiz oluverdi bir bakıma.

Olan da hayır vardır elbet ve sebepsiz değildir illaki. Derdimiz; yaşadıklarımızdan ders alarak, paylaşarak, bilgimizi katarak bu dertleri büyütmeden aşabilirsek, hayırda bizim de küçük bir payımızın olması.

Artık ihtiyaçlarımızın sınırı falan kalmadı. Her şey ihtiyaç ve ne zaman internete girsek, bunları gözümüze gözümüze sokan bir de meşhur ‘Yapay Zekamız’ var ya; artık düşünmeye, uzun uzun hesaplar falan yapmaya dahi zamanımız yok.

Yeter ki tıkla!

Tıkla rahat et.

Tıkla kazan!

Tıklamaktan daha kolayı mı var?

Tıkla evine gelsin.

Günümüzün dünyası satış üzerine kurulu!

Her şey mezatta, satan satana!

Yeliz, bu günlerde yapsaydı o şarkıyı inanın sözleri: “Bu ne dünya kardeşim satan satana” olmazdı demeyin.

Her şey satmak üzerine ve satmaktan kutsalı yok.

Satabildiğin kadar büyük, satın alabildiğince mutlusun.

Düşünme, sat gitsin. Sonra düşünürsün.

Satış artık olmazsa olmazımız olunca bari onu olsun daha iyi, daha kaliteli, hani bizim kuşağa da özgü şöyle bir sindire sindire yapalım derdindeyim ama başarabilecek miyim bilmiyorum.

Satış dediğin tamam artık öyle karşındakinin gözünün içine baka baka, elini uzatarak ve bolca helallikler dileyerek yapılmıyor anladık ama yine de adam gibi yapılsa, adam gibi arkasında durulsa, satış anında yaşanan mutluluklar satış sonrası da sürse inanın şu garip de başka şeyler yazmak için otururdu klavyenin başına.

Mahkemelerimizin işi zaten başından aşkın bir de şimdi bunlarla uğraşıp duruyorlar.

Hatta sırf bu işler için Ticaret Mahkemeler kuruldu, yetmedi arabuluculuk, uzlaştırmacılık gibi yeni yeni yapılanmalara gidildi.

Eskiden olmayan dertler diyordum ya…

Satış bir ibadet hükmüne büründü adeta. Satış yapılan yerler de bir ibadethane, bir mabed görüntüsünde. Mesela en büyük mabet hangisi, kaç müşterisi, kaç tıklayanı var önemli.

Siz oraya girdikten sonra da artık oradan çıkıncaya kadar önemlisiniz ve oradaki tamamen ulvi gayeler üzerine kurulmuş, kurallara uymak zorundasınız. Oraya öyle herkes değil, ancak sizin gibi seçkin, işini bilen, biraz da şanslı birileri girebiliyor.

Burada sizin gibi karşı taraftaki üretici, satıcı, tüketici tipleri de özel ve seçkin. Malum dışarısı oldukça güvensiz ve sizi ancak buranın kuralları huzurda tutabilir.

Belki dışarıda daha ucuz, daha kolay çözümler var ama sizin hayatınız o kadar ucuz, o kadar değersiz mi?

Burada güvendesiniz. Yeter ki mabedin kurallarına uyun.

Bak sizin için oluşturduğumuz bir sepet dahi var sağ üst köşede ve taşıma zahmeti bile çekmiyorsunuz.

Bir tıkla, sepete koyuyor, bir tıkla kapınıza isteyebiliyor, bir tıkla da ödemenizi yapabiliyorsunuz.

Binlerce çeşit, binlerce ürün hepsi bir arada!

Al da gerisi hiç önemli değil.

Paran mı yok, çaresi var.

Zamanın mı yok, çaresi var.

En yakınlarınız bile üç kuruş vermekte zorlanıyorlarken size önünüze serilen bir sürü fırsatlar var burada.

Yeter ki tıkla!

Her şey satış için planlandı burada.

Sana düşen de o anı yaşamak, o anın hazzını iliklerine kadar çekebilmek ve o rabıtanın, o trans haline zeval getirmemek.

Dışarıda yağmur, çamur, soğuk hava, sıcak hava ne gam!

Burada her şey senin satın alma anına göre planlandı.

Kaçışı, bahanesi falan yok.

Gir ve tıkla!

Acıkmak yok, susuzluk yok, birilerine muhtaç olmak falan hiç dert değil.

Hepsi bir tık uzağında.

İşte bizim şimdiki dertlerimiz de bu yeni tutum ve davranışlardan kaynaklanan dertler.

Sağlık sorunlarına çözümü sağlıkçılara, hukuku hukukçulara bırakalım ama ya bozulan ilişkiler…

Onların çözümüne nasıl katkı verebiliriz, onun derdindeyim.

Almak bir amaç olmadı hiç ve insan yaratılalı beri hiçbir zaman tek bir amaca göre yaratılmadı. Bilakis insandan çok şey beklendi ve bütün dünya onun ayakları altına bu yüzden serildi.

Düşünsün, uğraşsın, tanısın, bilsin, öğrensin diye.

Şimdi bütün insanlar hipnotize edilmiş gibi.

Mankurtlaştılar ve artık sürüler halinde dolaşıyorlar.

Ama dert etmemek, dua etmek lazım!

Duamıza kaldığımız yerden devam edeceğiz.

Sahi: Duamız da olmasaydı başka neyimiz kalırdı ki elimizde?

                                                                                                       Erdal ÇİL

                                                                                             cerdal48@gmail.com

Yazar: Erdal Çil

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir