İNSAN OLMANIN GEREĞİ.

Genelde girişten itibaren selam vere vere geldiğinden birimine girip işbaşı yaptığını anlardım. Neşeli, hayat dolu ve bir o kadar da işine son derece bağlı bir bayandı Sevim.

Ama o gün saat sekizi geçmesine rağmen selamlaşmalarını duymadığım gibi sesini de duymamıştım. Çıkıp ben bakayım dedim bahaneyle.

Biriminde, arkadaşlarının yanındaydı ama yüzü düşük, keyifsizliği dikkatimden kaçmayacak şekilde belirgindi. Selamlaştıktan sonra diğerleriyle kısaca da halleştikten sonra birimden ayrılırken ona da keyifsizliğinin nedenini sordum.

Yüzü daha da kızardı. Cümleler boğazına takıldı ve konuşmasında zorlandığını görünce odama davet ettim. Oturur oturmaz biraz da ürkerek ve gözleri irileşerek sanki benim de tepkimden çekinerek: “Müdürüm: bizim Turan Hocayı da (eşini) ihraç etmişler. Çok şaşkınım, çok canım sıkkın!”

Gece almışlar haberi. Haliyle uyumamışlar ve kimseye de bir şey söylememişler. Son günlerde bu terör örgütünün nasıl gizli ve sinsi bir şekilde devleti sarıp sarmaladığını duydukça ve geceden beri de eşinin ihraç edildiğini de öğrenince kendinden bile şüphe eder duruma gelmiş.

O günden sonra benim de gözlerimin önüne bir film şeridi gibi hep onlarla ilgili tespitlerim sıralandı.

Sevim hanım bir kere çok sıradışı yapıda bir memurdu. Hep alışılmışın bir adım ötesine gider, sorgular, araştırır ve öyle karar verirdi. Zaten bu özelliği de dairede onun, benim sağ kolum olmasını sağlamış ve o birimde onun şefliği ile gözüm arkada kalmaz olmuştu.

Eşi de görev yaptığı okulda sadece ders anlatmaz, adeta yaşardı öğretmenliği. Fakir öğrencileriyle çok ayrı diyaloglar geliştirir, harçlıklarını bile cebinden verdiği gibi, kitap-defter ihtiyaçlarında da yanlarında olurdu.

Tabii ki niye bir hoca sadece işini yapmaz da işinin haricinde böyle boyundan büyük bir sürü işlere kalkışır ve zamanının çoğunu okula ve öğrencilere harcar?

Sırf bu soru bile ona örgüt yaftası vurulması için önemli bir sebepti ama zamanla çıktı bütün deliller.

Turan Hoca sendikalarına üye olmuş!

Israrla sormuş bunu öğrenince eşi Sevim Hanım. “Asla olmadım! Çok ısrar ettiler ama olmadım” deyince de inanmış çaresiz. Sonra avukatları aracılığıyla ulaşmışlar üyelik formuna. Bakmış ki formdaki imza kendine ait değil. Dava açmışlar ama o günün koşullarında bunun sonuçlanması hayli zaman alacak gibi görünüyor. Sonra okul idaresi tarafından toplanan bilgilerde bol bol öğretmenliğin ötesinde okulda sosyal faaliyetlerde bulunduğuna dair tespitlerle örgüt üyesi olabileceği şüphesi de çıkınca eldeki yetki, belki biraz da asıl suçluların üzerinin örtülmesi gibi nedenlerle de beslenince ihraç için zaten o günlerde fazla da bir engel kalmamış.

İlk gün şokunu çabuk atlatabilmeleri için eşimle birlikte o akşam yemeğe çıkardık onları. Ülkenin çok ihanetler gördüğünü, yakın tarihte bile birçok mazlumun mağdur edildiğini ama devletin geç de olsa adaleti tesis ettiğini falan söyleyerek sabırlı olmaları yönünde telkinlerde bulunduk.

Bir çocukları vardı ve il dışında bir üniversitede okuyordu. Para lazımdı ve çalışması gerekiyordu Turan Hocanın. Önce nefsine daha uygun olacağını düşündüğünden kitapevlerinde falan iş aradı. Olmayınca çay ocaklarında çaycılık, kafelerde garsonluk yapmaya başladı. Bir keresinde kendi okulundan mezun öğrencilerinden bir grup gelmiş çalıştığı kafeye ve çay istediklerinde, hocalarını fark ettiklerinde utanıp hocalarından özür dilediklerini anlatmıştı.

Sevim de gururlu bir bayandı. Kısa bir süre sonra da işyerinde en yakın arkadaşlarının bile bir nevi tecrit etmeye kalkmalarından, ötekileştirir gibi takındıkları tavırlardan rahatsız olunca dayanamayıp tayin isteyeceğini söyledi. İzmir’i düşünüyormuş. İzmir il müdürlüğünde benim de arkadaşlarımın olduğunu bildiğinden, şayet olurum olursa bu tayinin çabucak gerçekleşebileceğini ve kendisi için biraz zahmetli olacak olsa da kendinin daha mutlu olacağını düşünmüş.

Elimden geleni yaptım ve tayin gerçekleşti. Yeni bir iş ortamı ona çok iyi gelmişti. Kısa bir sürede kendisini ziyarete de gittim. Yılların Turan Hocası ise garsonluğa epey alışmıştı.

Ben emekli olduktan sonra da beni hep arardı Sevim Hanım. Eskiyi yad eder, yaptıklarımı övmeye başlayınca da konuyu kapatmaya çalışır ve beni bundan sonra, “müjdeli haber için ara” derdim.

Çok aradı! Her seferinde de: “Yoksa” diyerek onların ümitlerini hep canlı tuttum. Allah için hiç ümitleri tükenmedi. Hatta bir seferinde yine: “Yoksa” dediğimde Sevim Hanım: “Vallahi söz veriyorum! Turan Hoca’nın işi sonuçlandığında ilk sizi arayacağım, söz!” bile demişti.

Öğle namazı için gittiğim camide, telefonu sessize aldığımdan duymamışım aradığını. Çıkınca fark ettim ama olur da yine vermez diye sabredip eve kadar gittim. Eve girdiğimde bizimkilerin sevinci zaten vermişti müjdeyi. Ben cevap vermeyince evi, eşimi aramıştı Sevim.

O, sözünün gereğini yapmıştı. Hep bizim yaptıklarımızı anlata anlata, bizim en zor zamanlarında yaptıklarımızı öve öve, o da sözünü tutmuş, gereğini yapmıştı. Hayat hep tatlı sürprizler sunmuyor bize. Hatta Koca Veysel’in dediği gibi: “Bal, tuzun içinde” Ama marifet insan olmamızın gereğini yapmakta.

Zor öğreniyor olsak da, öğrendiklerimizi uygulamada zorlanıyor olsak da gelin en kolayını; hiç olmazsa bize sunulan, insan olmanın gereğini yapalım yeter!

Göreceksiniz çok şey değişecek hayatınızda.   

17.12.2019

Erdal ÇİL

cerdal48@gmail.com

Yazar: Erdal Çil

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir