RAMAZAN’I HOŞ TUTMAK

Bizim Ramazan ile aramız nazar değmesin iyidir! Yılda hepi hepi bir aylığına gelince, birbirimizi özleriz de.

O, beni sağlıklı gördüğüne sevinir; ben onun hiç değişmediğini görerek sevinirim. Hiç değişmiyor dedimse biraz da mübalağa! Az da olsa değiştiğinin farkındayım.

Ben sanki değişmiyor muyum?

Bu yıl Manisa’da buluştuk Ramazan ile. Yorucu ilk gün karşılaşmasının ardından, şimdilerde her gün eski dostları, güzel mekânları ziyaret ediyor, elimden geldiğince iyi ağırlamaya çalışıyorum onu. Tabii geldiği yerlerdeki gördüğü ev sahipliğinin ne kadarını biz gösterebiliyoruz bilemem! Oralarda daha bir titrerler ev sahipleri misafirlerinin üzerilerine; ama biz Ege’liyiz ya! Sıkmayız, biraz da rahat bırakırız misafiri, rahatça gezip, tozsun diye. Bu bizim biraz da mizacımızdan kaynaklanır. Oralar coğrafyası gereği biraz daha soğuk olduğundan, ilişkileri daha bir sıcak tutarlar gibi gelir bana. Ama biz de ise daha ters! Bizim havamız sıcak olduğundan mıdır ne; biraz daha soğuğuzdur gibi gelir.

Havamız sıcak dedik ya! Öyle böyle değil; öğle sıcağı bastırdığında, ortalık da adam ara ki, bulasın! Kendini bir gölgeliğe bırakmış olsalar bile, gündüzleri suspus ve bitkin Manisa ‘da Ramazan’ın gördüğü insanlar. Geceleri ise alabildiğine cıvıl cıvıllar! Hayat, adeta iftar ile başlıyor Manisa’da. Belediye müsaade etmiş, bütün kaldırımlara, parklara masalar atılmış; insanlar sahura dek dışarıdalar. Bir bardak çayın etrafında kurulan, bu muhabbet halkaları bana hep o mübarek insanı ve sözünü hatırlatıyor. Gazi Dervişleriyle Anadolu’yu boydan boya Türkleştirip, İslamlaştıran Ahmet Yesevi Hazretleri, çay için: “Kıyamete kadar revaç olasın!” der de; onun torunları, onun sözünün arkasında olmazlar mı?

Çayın saltanatı sürüyor Manisa’da adım başı. Ramazan da çayın dostu ve o da dostuna gösterilen bu ilgiden memnun. Böylesi güzel birlikteliklere vesile olan çayı ve çay tarımını ülkemize ilk getiren Muğlalı Zihni Derin’i, Ramazan ile birlikte bir kez daha rahmet ve şükranla anıyoruz.

Derler ya: Rizeliler yetiştirir, Erzurumlular içer diye; Manisalılar da hakkını veriyorlar çayın vesselam! Sahura kadar bütün çay içilebilecek mekânlar çoluk çocuk lebeleb! Bir ara aklımdan geçmiyor değil: Ünlü Adomo, çayın buradaki ihtişamını görse, herhalde buraya özgü bir de, ‘Her yerde çay var’ isimli bir beste de yapmaz mıydı?

Çay, her yerde güzel. Kendi güzel olunca, olduğu yeri de güzelleştiriyor mübarek! Ama ben daha çok Ulucamii önünde içmeyi tavsiye ediyorum. Orası da sahura kadar açık. Hani o güzelim şehri ve çay bardağını aynı anda görebileceğiniz tek mekânda. Arkanızda Ulucamii, önünüzde Manisa, elinizde bir bardak çay; Vay efendim vay!

Manisa’da, ‘Sahurda Açığız’ yazıları o kadar çok ki; bir İnternet Kafe’nin önünde bile asılı görünce, gülmeden geçemedim.

Manisa’nın Ramazan gecelerinin bir klasiği de Taban Simiti. Ben Taban Simiti’ni Tire’den de bilirdim ama buradaki çok farklı. Nohut mayasından ve pek besleyici yapıyorlar. Gece 24.00 civarı çıkıyor ve bu simiti çıkaran fırınların önünde her gece bir kuyruk! Sıcak alınıp tereyağ sürülerek ve tulum peyniri ile nefis bir menü oluşturuyor. Ben bu birlikteliğe zeytin, domates, salatalık ve bal da tavsiye edebilirim İnanın çok beğeneceksiniz. Yine nohut mayalı, yuvarlak biçimde imal edilen nohut mayalı ekmek de sahurların vazgeçilmezleri arasında.

Yaklaşık yirmi gündür, değişik camilerde, değişik vakitlerde Ramazan’la beraber o şükür iklimini teneffüs ediyor, nasiplenmeye çalışıyoruz. O camii senin, bu camii benim dolaşıyor, misafirimin gönlünü hoş etmeye çalışıyorum. O; hep bardağın dolu tarafına bakan cinsten, kimi eksikliklerin, kusurların dile gelmesinden bile hoşnut olmuyor ama ben yazmadan geçemeyeceğim. Belki bir vesile, ilgililerin kulağına gider de bir önlem alırlar ve bir kusurun daha giderilmesine vesile oluruz.

İnsan, Nizam-ı Alem’ci bir ecdadın torunu olunca hiç rahat olamıyor ki….

Dedik: Havalar çok sıcak. Terliyoruz bütün cemaat gibi. Giriyoruz taş yapılı o geniş, tarihi camii içlerine namaz vakitleri, ama ne görelim! Ecdat yaparken hiç bir malzemesini gereksiz kullanmayıp, her ayrıntısını düşünerek yaptığı o muhteşem yapıların içerileri maalesef onlardan asırlar sonra kullanılırken, hovardaca kullanılmakta ve hem esere, hem de içindeki cemaate yazık edilmekte! Binlerce yıllık Rum ve Bizans eserlerine, bir çivi bile çakılmaksızın, gözümüz gibi bakıldığı yerde; benim ecdadımın eserleri, sözde zamana uyarlanarak kullanılacaklar diye tarumar edilmiş! Kadınlar için acayip, ucube bölüntüler, hiçbir estetik kaygı gözetilmeksizin monte edilen klimalar, değişik elektronik cihazlar, kameralar, ses düzenleri vesaire vesaire.

Peki, bunlara rağmen sonuçta ortam ferahlatılmış mı? Hayır! Ne tarihi camilerin içinde, ne de yeni yapılan Yarhasanlar Camii gibi mekânların içinde bile rahat şekilde namaz kılmak mümkün değil! Üstelik israfın bini, bir para! Bir sürü klimalar, bir sürü vantilatörler ve garip bir şekilde pencereler de aynı anda hep açık! Değirmenin suyunu sormayın gitsin. İsrafın bu kadar haram sayıldığı bir kültür ile o denli tezat bir manzara! Hele uzunca bir teravihi bu şekilde kıldığınızı bir düşünün; hastalanmadan veya boynunuz tutulmadan çıkmanız mümkün değil!

Muhtelif vakitlerde ziyaret ettiğimiz on bir cami saydım bu şekilde tezatlıklar sergilenen. Tabii benim memurum gibi, benim cemaatim de işini biliyor ve maalesef saf tutmak yerine, namaz kılarken kendine en uygun olan pozisyonda namaza duruyor ve böyle olunca da cami içinde karmaşık saf düzenleri oluşuyor ya da cami içi dolmadan, -camisi de, kliması da eksik olsun!- dercesine, dışarıda saf tutuveriyor.

Şehirleri yönetenler, liderlik yapabilmeliler diye düşünürüm. Hep bir yerlerden emir bekleyerek, talimat alarak yöneticilik değil, ancak memurluk yapılabilir.

Rabbim, tebaasına rahatlık sağlayanlara, rahatlık sağlasın! Ramazan’ı hoş tutanın, gönülleri hoş olsun! 

Erdal ÇİL.  cerdal48@gmail.com

Yazar: Erdal Çil

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir