BAYRAM KUŞLARI

Bayram Kuşlarını bilir misiniz?

 

Hani o bayram sabahları kapınızı çalan, tertemiz yüzleriyle, yüzünüze biraz ürkek bakarak elinizi öpmek isteyen bayram kuşları.

 

Çevre tehlikelerini bolca konuştuğumuz şu sıralar, hep ağaçların, hayvanların, tabiatın giderek tahrip olduklarını konuşuyor, önlemleri hakkında kafa yoruyorken, bu yazımda bayramı da vesile ederek ben de biraz daha yakınımızdaki bir başka yok olma tehlikesinden söz edeyim istedim.

 

Sayılarının giderek azaldığını bilmem fark edebiliyor musunuz?

 

Eskiden büyüklerden çok daha erken ve çok daha fazla onlar dolaşırdı evleri. O zamanlar ne büyük alışveriş merkezleri vardı, ne de şimdiki gibi sürekli alışveriş çılgınlıkları. O zamanlar çocukların elbiseleri sadece bayramları yenilenir ve ‘bayramlık’ diye anılırdı. Yılda bir veya iki defa alınınca da pek kıymetli olur, hatta yatağa alınıp başucuna saklanacak kadar da kıymet verilirdi. Yeni elbiseler giyilmeden önce arife gününden çocuklar; yıkanır, paklanır ve ilk önce evdeki büyüklerin elleri öpülerek başlanırdı bayrama. Yılın en tatlı kahvaltıları, bayram sabahları yapılır, gurbette olanlar anılır, aranır; geçen bayram birlikte olunup da kaybedilenler de hüzünle, dualarla anılırdı.

 

Kahvaltıyı büyükler toparlaya dursun, çocuklar hemen diğer arkadaşlarıyla da organize olarak başlarlardı komşu gezmelerine. Önce yaşlı teyze ve dedelerden başlanırdı. Onlar daha bir sıcak karşılarlardı çocukları. Genelde başlarını okşarlar, anne-babalarını sorarlar ve elden geldiğince şekerin yanında günler öncesinden hazırladıkları paralardan da verirlerdi. Sonra sırayı nispeten daha yumuşak bilinen komşular alırdı.

 

Sair zamanlarda çocuklara bağıran, kendi çocuklarına karşı sert görünüm veren komşular ürküntü verdiğinden pek gidilmek istenmezdi. Gidilse de bu kapılarda çocuklara bırakın şeker verilmesini, yüz bile verilmezdi. Ama yine de büyüklerin zoruyla da olsa gidilirdi. Büyükleri de hoş görmek vardı o zamanlar.

 

Yakın komşulardan sonra, ziyaret edilen akraba ziyaretleri genelde anne baba ile olduğundan orada daha çok, çocuk gibi davranılır daha çok para alınırdı. Ama o; çocukların yanlarında büyükleri olmadan kapılara gitmesi, korkarım yakında tarih olacak ve kapılarımız öksüzleşecek ve garipleşecek gibi.

 

Çoğu ilkokuldan önce sosyalleşmeye, bayramlarda başlarlardı. Kendi yaşıtlarıyla sokaklarda beraber olan çocuklar için, kendilerinden yaşça daha büyük olanlarla ilk bağımsız temas, bayram sabahları çalınan kapılarda yapılırdı. Ailenin temsil sorumluluğu da yüklenirdi omuzlara ve oralardaki intibaların geri dönüşleri biraz daha büyütürdü o bayram kuşlarını. Aileler genelde ilk gün biraz telaşlı olduklarından, önce çocuklarını gönderirler ve selam iletirlerdi. Gidilen yerlere ait ilk bilgilerin ardından, bir de gidilen yerlerden çocukları ile ilgili intibalar anne babalar tarafından merakla dinlenir; duyulan iyi sözlerden büyük gururlar yaşardı büyükler.

 

Çok gürültülü ve hiç de yavaş sayılmayacak bir hızda geçirdik günlerimizi. Şimdi sakinlik aradığımız muhakkak. En yakınlarımızın bile konuşmalarını belki lüzumsuz bulabiliyor, gürültüye, rutin dışına tahammülümüz giderek azalıyor. Böyle olunca da, telefonumuzun bile çalmasına çoğu kez tahammül edemiyoruz. İçimize kapanıyor, telefonlarımızı da, kapılarımızı da sürekli kapalı tutuyor, hatta çalınmasından korkarak adres değiştiriyor; bayramları tatillere, dışarılara kaçıyoruz. Genelde kapalı kapılarımız ve kuşlar da gelmiyor bu yüzden kapılarımıza.

 

Zaten kuşların da sayıları azaldı. Onlar da yeni çevre felaketine kurban gitmekteler ve giderek azalmakta sayıları. Günümüzün salgınlarından çoğu kurtaramamakta kendilerini. Cesaretsiz, sosyal iletişim bozuklukları, bir nevi kanatları kırık ya da dilsiz kuşlar gibi kalanları da.

Kimimiz belki çok yoğun geçireceğiz bayramı. Kimimiz ise yine her zamanki gibi ıssızlığa kaçıp, tatil beldelerinde alacağız soluğu. Ama benden hatırlatması! Görmemezlikten gelmeyin bu felaketi.

 

Bayram kuşları ölüyor.

 

Üniversite lojmanlarında ikamet ettiğimiz yıllarda, yan dairelerden birine yalnız başına kalan yaşlı bir profesör taşınmıştı. Büyük şehirlerin birinden gelmişti ve kimsesi yoktu. Bayramlarda gidecek bir yeri de yoktu ve evinden okula, okuldan eve giderken görülürdü sadece. Kapılarımızı her bayram çalan kuşlar, bir bayram sabahı onun da kapısına konmuşlardı da adam ne sevinmişti! Neler yapacağını önce bilememiş, sonra o çocukları defalarca değişik restoranlara yemeğe götürmüş, onlara değişik hediyeler almıştı. Düşünüyorum da, hayatına yepyeni bir soluk kazandırmış gibiydi. Bir anda sert ve kapalı intibaı da silinivermişti bayram kuşları sayesinde.

 

Emekli olup şehrimizi terk edeli yıllar olmuştu. Geçenlerde aldığım bir haber nasıl sevindirdi beni. İlçenin birisinin yüksekokul binasının yapımını üstlenen bu zat, şimdi de kendi adına bir de ilkokul yaptırıyormuş aynı ilçede.

 

Elbette her insanın olduğu gibi tertemiz bir gönlü mutlaka vardı onun da ama o kuşlar yok mu,  o kuşlar? Nasıl ortaya çıkmasına bir takım güzelliklerin vesile olmuşlardı değil mi?

 

Çevre bizim, tercih bizim, bayramlar da bizim! Gelin bu bayram, bu güzellikleri birleştirelim ve yok olmamaları için, bir mum da biz yakalım. Kapımız çaldığında bir kere önce kendimizi hazırlayalım, hızla motive olalım ve açtığımızda sanki karşımızda hasretle beklediğimiz bir canımız, bir bayram kuşu varcasına güler yüzlü ve müşfik davranalım. Eğer karşımızda gerçekten bir kuş duruyorsa; önünde eğilelim, gözbebeklerinin içine kadar bakarak şefkatimizi esirgemeyelim.

 

Sonra…

 

Sonrası size kalmış. Ne gelir elinizden bilemem! Ama siz siz olun, önümüzdeki bayramlar için de söz alın kendisinden ve uğramasını isteyin ki semtinizi, evinizi terk etmesinler.

 

Arif Nihat Asya: “ Biz kısık sesleriz, minareleri, sen ezansız bırakma Allahım! “ demişti ya; benim de içimden bu kapıların, kuşlarsız kalmaması için dualar geçmekte.

 

Bayramlar bizi bir araya getiren, iklimleriyle kaynaştıran, kültürel mabetlerimiz. Düne; dünkü ihtişamımıza dair ne varsa, koparıp attık. Özgürlüğümüzü sanki sadece dünden kopmak olarak dayatıp ipsiz sapsız bırakıp, dipsiz kuyulara atmak niyetindelerken birileri, kim bilir belki de cemiyet olarak son şansımızdır Bayram Kuşları.

 

Bu arada kapının zili çaldı. Bitirmek zorundayım. Kuvvetli muhtemel bizim kapıya da geldiler.

 

Bekletmeyeyim.

 

Bol coşkulu, bol kuşlu güzel bayramlar geçirmenizi diliyorum.

 

Erdal ÇİL

                                                                                                                           

cerdal48@gmail.com

Erdal ÇİL

Yazar: Erdal Çil

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir