MERHABA


Anadolu’yu bize yurt yapan, yurda nefesleriyle ruh katan bir bilgenin adını taşıyan, adını yaşatan bir sitenin nefesinin de onun nefesi kadar uzun soluklu, etkileyici ve ona yaraşır güzelliklere sahip olacağı ümidiyle Merhaba!
“Her rengi silici aşk ötesi renk;
O rengin kavuran beyzasındalar.

Ne cennet tasası ve ne cehennem;
Sadece Allah’ın rızasındalar.”
O erler deyince dilime hep Necip Fazıl’ın bu dizeleri takılır.
O erler ki: Anadan geçtiler babadan geçtiler de Allah rızasından bir an olsun vazgeçmediler.
O erler ki: O’nun gözüyle gördüler, O’nun eliyle dokundular, yalnızca O’nu söylediler, O’nu yazdılar.
O erler ki: O’nunla doldular, O’nunla oldular.
Hamdılar, piştiler, yandılar ve hep göründükleri gibi olup, oldukları gibi göründüler.
Sevdiklerinin ocaklarına eğri odun bile taşımaktan hayâ eden erlerdi onlar!
Ne cenneti ne cennet nimetleri sarayların, hurilerin peşindeydiler onlar!
Sadece Rıza-yı Bari peşinde Alpleştiler, Erenleştiler!
Gün oldu ikisinin terkibinden doğan kesrette, vahdetleşip Alperen oldular.
Dönmeyi hiç düşünmeden çıktıkları seferlerinde Horasan ışığını, Yesevi ırmağının billur damlalarını taşıdılar gittikleri yerlere.
Kimisine Mevlana dedi tanıyanlar kimisine Tapduk.
Kimisi Muğlalı Şahidi, kimisi Seyit Battal Gazi!
Sinoplular Seyit Bilal’i bastılar bağırlarına, komşuları Şaban-ı Veli’yi.
Kırşehirliler Hacı Bektaş ile yaşadı, Ankara Hacı Bayram solukladı.
Saraybosna’ lılar Ayvaz Baba’yı sahiplendiler, Macarlar Gül Baba’yı.
Varna’da Sarı Saltuk, Kosova’da Şemsettin Baba, Makedonya’da Hace Baba ve daha nicelerinin ışıl ışıl yaptığı toprakların aydınlığına bugün bile bu kadar teknolojiyle ulaşabilmemiz mümkün mü?
Ya İzmir’in Türk’leşmesinde büyük emeği olan, Türk tarihinin ilk denizci Alperen’i olarak bilinen Çaka Bey’i, Ödemiş’deki Demir Babayı, Kemalpaşa’lı Hakkı Baba ve Kurt Babaları; Urla’da Samut Baba, Tire’de İbn-i Melek, Birgi’de İmam Birgivi, Basmane’de Şeyh Bedrettin’i hangimiz unutabiliriz ki?
Anadolu’da karış karış Ahi Evran’ın nefesi duyulurken âşıklar hallerine bile Yunus adını vererek yaşattılar Yunus Emre’yi.
Düşmanlarına karşı dik duruşlarının adını Yavuzca koyarlarken, sevdiklerine karşı yumuşak ve sevecen duruşlarına ise Yunusça dediler.
Bir Fatih, bir Alparslan, bir Oğuz, bir Yavuz kadar tarihimize mal olmuş bir isimdir Yunus.
Başta da dediğim gibi inşallah onun gibi bir soluğun, ona layık bir duruşun, onun şanına uygun seslerin yükseldiği bir yayın olur ümidindeyim.
Allah (C.C.) bizi bu illerde onlarsız bırakmasın!
Türk ilini Yörüksüz, Türk ilini Türkmensiz, Türk’ü İslamsız komasın!
Dâhili ve harici düşmanların fitne ve saldırılarına karşı üstte gök çökünceye, altta yer yarılıncaya kadar bizleri Alperen’siz bırakmasın!
Gelenin gidenin önünde savrulmaktan, ülküsüz, inançsız kalmaktan, enternasyonal rüzgârların önlerinde sürüklenmekten, bizi o erlerin yollarından, izlerinden ayrılmayarak muhafaza buyursun.
Bizleri o erlerin geçtikleri yollardan, su içtikleri ırmaklardan, soludukları havalardan ebediyen ayırmasın!
Devletimiz güçlü, milletimiz mutlu, muhabbetimiz daim olsun!
Erdal ÇİL
cerdal48@gmail.com

Yazar: Erdal Çil

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir