AVRUPA’DAKİ YÖRÜK TÜRKMEN DERNEKLERİNİN BİZLER İÇİN ÖNEMİ

Avrupa’da her hangi bir faaliyet yapmak istiyorsanız veya toplum için faydalı işler ortaya koymak istiyorsanız dernek veya vakıf olarak hareket etmeniz gerekiyor. Şahış olarak fazla yapabileceğiniz bir şey yok. S.T.K. olarak bir şey yapmak istediğinizde çok daha başarılı olabiliriz, tüm dünyada olduğu gibi;

Kurumsal olarak devletin tüm haklarından, yaşadığınız şehirde bir çok imkandan, farklı boyutta maddi desteklerden faydalanabilirsiniz. Bu nedenle her zaman kurumsal kişilik ön planda olmalıdır. Ayrıca dernekler yasalar ile korunmuştur. Topluma faydalı ve katkısı olan bir derneğin vergi ödemesi de gerekmiyor.

S.T.K’nın onlarca faydasının arasında en önemli etken ise, birlik ve beraberlik oluşturmak. Aynı düşüncelere sahip olan insanlar, aynı fikirleri olan, aynı hedefleri olan insanları bir dernek ile bir araya getirebiliyorsunuz. Kurduğunuz o dernek tüm insanlarınızı temsil eder ve kucaklar.

Avrupa´da gurbette yaşayan vatandaşlar bir araya gelebilmek için, yukarıda bahsettiğimiz birlik ve beraberliği oluşturmak için dernekler kurmuşlar. Sadece Türkler değil, diğer milletten insanlar da kendi derneklerini kurmuşlar. Siyasi, ideolojik, kültürel, spor ve dini dernekler hızlı bir şekilde yayılmış. Bu bağlamda cami dernekleri de oluşmaya başlamış. İslam dini Avrupa´da anayasal olarak resmi bir din olarak kabul edilmediği için camiler de dernek statüsü altında kurulmuş. Tüzükler ise hep aynı kalmış. Hazırlanan tüzükler Avrupa genelinde kullanılmış.

Oluşan dernekler ve STK´lar, ister dini olsun ister farklı olsun, ilk başlarda doğal olarak kendi kültürlerini, dinlerini ve dillerini koruma faaliyetlerine ağırlık vermişler. Çünkü hiçbirisinin Avrupa´da kalma niyeti yokmuş. Hem Türkler, hem diğer milletler tekrar vatanlarına dönme hesapları yapıyorlarmış.

80´li senelere gelindiğinde ise, kendilerine ´Misafir İşci´ diye hitap edilenlerin çocukları Avrupa´da doğdu. Çocuklar büyüdükçe, okul hayatı ilerledikçe, sosyal hayat genişledikçe, yep yeni sorunlar ve sorular ortaya çıktı. Daha önce dikkatten kaçan, belki de ihtiyaç duyulmayan yeni yeni meseleler ele alınmak zorunda kalındı. Kendi kabuklarında kendi dertleriyle uğraşan dernekler ve STK´lar ise hazırsız yakalandılar. Çünkü bu ihtiyaçları giderebilecek elemanlar yoktu veya çok azdı. Binalar her yerde, en güzel şekilde dikilmişti, fakat yeni sıkıntıları ele alabilecek sosyal alanda profesyonel elemanlar henüz yetişmemişti.

90´lı senelerde bu yeni sorunlar hayatın merkezine oturmaya başlamıştı. Çünkü artık çocuklar, ergenlik çağındaydı. Kültür ve nesil çatışmaları, ergenlik problemleri, kimlik arayışları henüz Avrupa´ya alışmamış toplumu yoruyordu.

21. Yüzyıla gelindiğinde ise, artık yavaş yavaş STK´larıda Avrupa dillerini bilen, o bölgede´de doğup büyüyen, buranın kültürünü iyi bilen elemanlar görünmeye başladı. Bu elbette her yerde kolay bir şekilde gelişmedi. Bazı STK´lar kültür çatışmalarını bizzat yaşadılar ve topu yeni nesil´e vermekte zorlandılar. Yeni nesil ise bazen tecrübesizliğinden dolayı büyük çabalarla kurulan derneklerin kıymetini bilemedi.

Derneklerin ve STK´ların bugünkü geldiği noktada ise, yeni bir tıkanma hissediliyor sanki. STK´lar güncel siyasi krizlerden etkilenmemesi, reaksiyon yerine aksiyon ile hareket etmesi ve kendi gündemini geliştirip takip etmesi gerekiyor. Fakat bunları yapabilmek için, yani sorunları çözebilmek için, başta zihinsel olarak bir değişim yapmak gerekiyor, bakış açısı değişmesi gerekiyor. Şuan büyük STK´larımız sanki bir kimlik krizi yaşıyor.  Kimlik krizinin görünen bariz delili ise derneklerimize hem resmi makamlar hemde kendileri tarafından verilen tarif. STK´larımıza Avrupa da “Migrantenverein“, “Migrantenorganisation“, yani göçmen derneği, semantiğiyle hitap edilirken, aslında derneklerimizin kimlikleri 60´lı, 70´lı senelerde dar bir alana geri götürülüyor.

Halbuki göçmen derneği tabiriyle STK´larımız dar bir zihne hapsediliyor. Bu nedenle göçmen derneği olma algısını hem resmi makamların hem de ilk başta kendi kafalarımızdan silmemiz gerekiyor. Yukarıda bahsettiğimiz gelişmeler derneklerimizin ve STK´ların da geliştiğini gösteriyor. Sadece insanlar gelişmiyor, toplum da bir gelişme sürecinden geçiyor. Artık nasıl 4. nesil´e “göçmen“ denilmesini yadırgıyor ise, dernek ve STK´larımıza da “göçmen dernekleri“ tarifini en azından uygun bulmamamız gerekiyor.

Nitekim derneklerimiz sadece kendilerine yönelik hizmet yapmıyorlar, sadece göç ile ilgili projeler de yapmıyorlar ve yönetimlerinde göçmenler değil, Avrupa´lı olmus insanlar yer alıyor. Bu değişim kendi kültürünü, dilini, dinini veya kimliğini inkar manasına gelmiyor. Aksine, yaşadığı topraklarda kendi kültürünü muhafaza ederek uyum sağlama imkanı sunuyor. Derneklerimiz de ileride başarılı ve kalıcı olmak istiyorlarsa bu yolu izlemeleri elzemdir. Tıkanmışlıktan çıkabilmenin yolu da bu olsa gerek. Sancılı bir değişim.

Bu süreçte bizlerin, yurt dışındaki bulunan S.T.K.larımızı desteklemek ve kültürümüzden kesitlerimizin unutulmamasını sağlamak, birlik beraberliğimizin eseri olmalıdır. Öteleştirmekten ziyade kucaklaşmanın yaşanması gerekmektedir. Birlikte hazırlanacak projeler ile unutturmak istemediğimiz kültürümüzü beraber hazırlayacağımız, projeler ile sıkı sıkıya bağlamak gerekli;

Bizler Yörük Türkmen Kimliğimizi her zaman her yerde dayanışma ile tutmak ve gelecek nesillere kültürlerini unutmamalarını ve kardeş  olduğumuzu  göstermek birlik beraberliğin en önemli konusudur.

Her zaman söylediğimiz gibi, BİZLER ÇOK BÜYÜK AİLEYİZ. İlkesinden çıkarak; büyük aile olduğumuzu bizden sonraki gelecek kuşaklara gösterelim ve sevelim. Saygılarımızla.

Nihat ERÇETİN

Yazar: baskan

İzmir Yunus Emre Yörük Türkmen Dernek Başkanı

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir