KAMUDA ESNEK ÇALIŞMA VE UYGULAMA BİRLİĞİ

Korona virüsü dünyayı değiştirmeye devam ediyor.

Virüs sayesinde çoğumuzun alışkanlıkları, davranışları önemli ölçüde değişmekle birlikte literatürümüze de yeni kavramlar, yeni kelimeler girmeye başladı.

Bunlardan biri de esnek çalışma yöntemidir.

Cumhurbaşkanlığı tarafından çıkarılarak 22 Mart 2020 tarihinde Resmi Gazetede yayınlanan 2020/4 Sayılı Genelgede: “Çalıştırılma biçimine bakılmaksızın kamu kurum ve kuruluşlarında çalışanlara uzaktan çalışma, dönüşümlü çalışma gibi esnek çalışma yöntemleri uygulanabilir” denilmiştir.

Devamında ise: “Bu kapsamda dönüşümlü çalışanlar fiilen göreve gelmedikleri süre zarfında idari izinli sayılır. Bu genelge kapsamında esnek çalışma yöntemlerinden faydalanan çalışanlar ile idari izinli sayılanlar bu sürede istihdamlarına esas görevlerini fiilen yerine getirmiş sayılırlar. Uzaktan veya dönüşümlü çalışanlar ile görev yerinde çalışanlar hizmetin yürütülmesi sorumluluğu açısından eşittir” denilmesine rağmen memuriyeti hep yukarıdan gelecek icazetlere bakarak yapar hale gelmiş yöneticilerin çoğunun, böyle kritik ve olağanüstü durumlarda bile adım atamadıkları, atmadıkları gözlenmektedir.

Sanki koca genelge yetersiz de ayrıca bir hamlenin daha gelmesini bekler gibi bizimkiler.

Haklarını yemeyelim, üniversite yönetimleri bu sefer daha duyarlı davranmakta ve esnek çalışmayı daha benimsemiş durumdalar. Ancak diğer kamu kurumlarının uygulamada bir standart geliştiremediklerini üzülerek görüyoruz.

Siyaset Bilimci bir arkadaşım, corona virüsünün İtalya’daki hızla yayılımına neden olarak siyasi otorite boşluğunu göstermiş ve bizdeki bütün eksikliğine rağmen Cumhurbaşkanlığı Başkanlık Sisteminin bu süreçte en büyük avantajımız olduğunu belirtmişti.

Eski parlamenter sistemde konunun meclis gündemine gelip tartışılmasının, siyasi partilerin iknası çalışmalarının falan hep önemli bir süreç ve zaman kaybı olacağının altını çizmişti.

Bilim Kurulunun oluşturulması, süreç ile ilgili genelgelerin ve yaptırımların ivedilikle çıkarılarak devreye sokulmasının sonucudur ki bugün dünyanın birçok büyük dediğimiz devletine göre panik yapmamakta ve daha hazır geçirmekteyiz krizi.

Ama yazılarımda altını çizip dikkat çektiğim en önemli hususu bir kez daha belirtmek istiyorum.

“Alet işler el öğünür!”

Alet dediğimiz kurumlar; el dediğimiz devletin şahsi manevisi, milletin kendisidir.

Kurumlar yol almadıkça ve vazifelerini bihakkın yerine getirmedikçe devletin rahat, milletin huzur içinde olmasını bekleyemeyiz.

Pandeminin önemine binaen Cumhurbaşkanlığı Makamı harekete geçmiş, özellikle bilim kurulunun görüşleri doğrultusunda, yayılmayı önleme adına genelgeyi çıkararak görevini yapmıştır. Genelge, ağırlığınca kısa ve öz ifadeler içermekte ve bütün kamu kurumlarına da emredici hükümler yüklemektedir. Bunlardan biri de genelgenin ikinci paragrafında belirtilen, yetki devri konusudur.

Yani salgının yayılmasını engellemek adına esnek çalışma ile ilgili gerekirse ek bazı tedbirler alınması gerekiyorsa da ya da bir standart geliştirilmesi söz konusu olursa da yetkinin, en yukarıdan başlayarak alt birimlere kadar yetkinin devri söz konusuydu.

Yasaklara, tedbirlere uyma konusunda sokağa baktığımızda en ufak bir esnafa kadar genelde uyulduğu görülmekle beraber bazı kurumların ise halen esnek çalışma yöntemine uymadıkları, personeline bu konuda bir düzenleme getirmedikleri ve aktif olarak direkt sağlık işi ile uğraşmasalar bile bu kurum personellerinin sanki hiçbir şey olmamış gibi mesailerine devam ettikleri, birlikte yemek yiyip, çay içtikleri; toplu taşıma araçlarını kullandıkları görülmektedir.

Sokakta 65 yaşına bile müsamaha göstermeyen kamunun, kendi içinde ise lüzumsuz personel hareketliliğini sürdürmesi, kendi memurunu keyfi olarak dolaştırarak, normal mesaiye devam ettirmesi sokaktaki vatandaş gözünde, mücadeleye katkı yönünde samimi olmadığının göstergesidir.

Sayın Cumhurbaşkanı, belediyelerin yardım toplaması ile ilgili olarak yaptığı konuşma arasında: Devlet içinde devlet olmanın anlamı yoktur” derken bir bakıma devlet olgusunun, bir standart oluşturma, bir uygulama birliği oluşturma fikri olduğunu yansıtmaktadır. Ama görünen odur ki yöneticilerimizin birçok konuda bu aymazlıkları sürerken bizim daha gidecek çok yolumuzun olduğudur.

İstiklal Harbinin en çetin koşullarda sürdüğü, düşmanın fitne ve iç karışıklık hatta din gibi kutsalları bile kullanarak üstümüze geldiği an Başkomutan Mustafa Kemal’in tarihe altın harflerle yazılan sözünü, şu içinde bulunduğumuz zorlu günlerde içselleştiremediğimiz takdirde zaferin daha çok uzak olacağını da üzülerek belirtmek zorundayız.

“Hattı müdafaa yoktur, sathı müdafaa vardır ve o satıh da bütün vatandır.”  

                                                                                                                       02.04.2020

                                                                                                                          Erdal ÇİL

                                                                                                                 cerdal48@gmail.com

Yazar: Erdal Çil

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir